Fenerbahçe haftalar sonra ilk kez liderliği bu kadar yakından hissetti. Kazansa puanlar eşitlenecek. Averaj zor, evet. Ama zirve artık uzakta değildi.
Sezon başını hatırlıyorum. Galatasaray’ın 5-6 puan gerisine düşüldüğünde “lig koptu” diyorduk. O gün o cümleyi kuranlardan biri de bendim. “Bu iş zor, Avrupa’ya yönelelim” diyordum. Çünkü tablo öyleydi. Hoca değişmiş, sezon erken açılmış, ritim yok, güven yok…
Ama futbol bazen seni mahcup eder.
Lig geri geldi. Fark eridi. Zirve yeniden görünür oldu. Avrupa’da ise ilerleyemedik. Açık konuşayım; Avrupa’da kalıcı başarı biraz hayalperest bir beklentiydi.Bütçe tek başına yetmiyor. Orada yıllardır birlikte oynayan, ezberleri oluşmuş bir kadro lazım. Biz henüz o istikrara sahip değiliz. Belki birkaç yıl aynı yapı korunursa olur. Ama bugün için gerçekçi hedef lig.Ben burada yanıldım.
Ve ligin bu bölümünde mesele sadece oyun değil.
Psikoloji.
Baskı.
Soğukkanlılık.
O yüzden bu maç sıradan değildi.
Fenerbahçe bu maça hem akıllı hem hırslı çıkmalıydı. Hırs vardı. Mücadele vardı. Ama akıl aynı netlikte değildi.
Kasımpaşa sert oynadı. Birebir savundu. Temaslı, yakın, disiplinli… Fenerbahçe fizik olarak karşılık verdi ama organize olmakta zorlandı. Sanki bir an önce golü bulup rahatlamak ister gibi acele etti. O sabırlı, planlı oyun ilk 20 dakikada yoktu.
Tam sakin kalman gereken yerde savunma dağıldı. Skriniar’dan sonra Çağlar, ardından Oosterwolde… Zaten kırılgan olan denge iyice bozuldu. İşte tam o anlarda panik yapmamak gerekirken tempo arttı, akıl azaldı.
İlk yarı 0-0 bitti ama sorun skor değildi. Sorun, Fenerbahçe’nin kendi karakterinden uzaklaşmasıydı.
Bu takım bu sezon maçları sabırla kazandı. Doğru anı bekleyerek, rakibi çözerek… Bu kez ise “yeter ki gol olsun” telaşı vardı.
İkinci yarı çok farklı başlamadı. Risk alındı ama netlik yoktu. Sakatlıklar nedeniyle değişiklik hakları erkenden bitti. Kenar da rahat değildi.
Dakika 95.
Asensio yine çıktı sahneye. O an tribünde olan herkesin içinde aynı duygu vardı: “Tamam, bu sene olacak galiba.”
Ve tam o anda…
On kişi kalmış Kasımpaşa 100. dakikada golü buldu.
İşte o an bir gol değil, bir his geri geldi.
Oyuncular değişiyor. Dünya Kupası görmüş, Şampiyonlar Ligi oynamış isimler geliyor. Ama o kırılma anlarındaki dağınıklık bir türlü değişmiyor. En çok umutlandığın saniyede gelen o darbe…
Buna şans dersin.
Psikoloji dersin.
Belki kader.
Ama ortada bir alışkanlık var. Fenerbahçe en çok yükseldiği anlarda sınanıyor.
Haftaya baktığında +1 ile kapattın…Galatasaray kaybetmiş, sen berabere kalmışsın. Yarış bitmedi denebilir
Ama mesele matematik değil.
Savunma hattın dağılmış, moralin kırılmış. Böyle bir günden sonra bu takım o liderlik baskısını nasıl taşıyacak? Asıl soru bu.
Çünkü Fenerbahçe’nin rakibi bazen karşısındaki takım değil. O anın ağırlığı. “Liderlik” kelimesi bile bazen omuzlara fazla geliyor.
Bu yükü kim kaldıracak?
Kim o soğukkanlılığı getirecek?
Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Bu sezon şampiyonluk sadece iyi oynamakla gelmeyecek.
O kırılma anlarını yönetebilen kazanacak.
Ve Fenerbahçe artık rakibini değil, kendi o anlarını yenmek zorunda.
“Fenerbahçe’nin rakibi bazen karşısındaki takım değil. O anın ağırlığı. Kim o soğukkanlılığı getirecek?”