SPOR HABERLERİ: Yunan ekibi ile hem lig hem de Eurolig kazanma başarısını gösteren Ergin Ataman hem yaşadıklarını hem de gelecek hayallerini anlattı.

Tebrikler!! Euroleague sonrası ilk günler nasıldı? Telefonunuz çalmadan durmamıştır!

İnanılmazdı. İlk defa böyle bir kutlama tecrübesi yaşadım. Etkileyiciydi. Madrid'in Şampiyonlar Ligi'ndeki futbol kutlamalarına benzerdi! Taraftarların buradaki basketbol kültürü çok büyük ve 12 yıl sonra kazanmanın ne demek olduğunu çok iyi anlıyorlar. Bu çok önemli bir şey. Onlar ve Panathinaikos için. Harika bir mazileri var ama son yıllarda ağır yenilgiler yaşamışlardı. İşte bu yüzden böyle bir şeyi deneyimleyebilmek inanılmazdı. Yunanistan Başbakanı'nın beni tebrik etmek için telefon etmesi bile muhteşemdi. Sadece basketbol nedeniyle değil, aynı zamanda bu tür etkinliklerin ülkeler arasındaki, Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkilere de yardımcı olması nedeniyle. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan beni sürekli arıyor. Ama bu sefer Sayın Miçotakis de aradı. Bir şampiyonluk çok daha fazlası oldu. Atina'da tecrübe ettiklerim, basketbolun da ötesinde şeyler.

Tebriklerden söz açılmışken. Giannis Antetokounmpo da büyük bir iltifatta bulundu...

Giannis'i birkaç yıldır Türkiye koçluğum sayesinde tanıyorum. Dürüst olmak gerekirse bana her zaman büyük saygı gösterdi. Ben aynı zamanda kardeşi Kostas'ın da koçuyum. Ve maçtan sonra beni tebrik etmeye gelmişti. Herhangi birinden bahsetmiyoruz, NBA MVP'si Giannis Antetokounmpo'dan bahsediyoruz! Kardeşi sayesinde sadece final ve Final Four değil, birçok maçı takip etmişti. Ve bana gelip 'Sen sadece Avrupa'nın değil, dünyanın en iyi koçlarından birisin.' demişti. Böyle bir şeyi NBA'in en önemli yıldızlarından birinden duymak... Beni çok mutlu etti.

Galatasaray'dan sürpriz forvet hamlesi! Icardi gidiyor mu? Galatasaray'dan sürpriz forvet hamlesi! Icardi gidiyor mu?

Peki öyle mi hissediyorsunuz? Şu anda Giannis'in dediği gibi kendinizi "bir numara" hissediyor musunuz?

Hayır hayır. Kendimi dünyanın bir numarası gibi hissetmiyorum. Kendimi NBA koçlarıyla karşılaştırmanın hiçbir yolu yok. Ve ben Avrupa basketbol tarihinin de 1 numarası değilim ama eğer birisi son beş yıl için altın madalya verecek olsaydı... (gülüyor). Beş yıl içinde dört kez finale yükseldim ve üç şampiyonluk kazandım. Bence bu özel bir şey. Sadece sonuçlardan bahsedecek olursak son beş yılın en iyisi benim.

NBA hiç kapınızı çaldı mı?

Hayır. Gerçi... Dürüst olmak gerekirse, iki yıl önce önemli bir NBA takımının genel menajeriyle görüşmüştüm. İsim veremem. Gelecekte NBA'i denemek istediğimi herkes biliyor. Avrupalı ilk koç olarak. Jordi Fernández'in orada olduğunu zaten biliyorum ama o orada eğitim görmüştü, Avrupa'da eğitim almadı. Avrupa'dan çıkmış ilk Avrupalı'dan bahsediyorum. Kariyerim boyunca hep birinci oldum. Siena'da, Galatasaray'da, Beşiktaş'ta, Efes'te, Panathinaikos'ta... Birisinin gelip benden NBA'de koçluk yapmamı istemesi benim için çok özel. Kimse benim gibi başarılı olmadı. Dediğim gibi, iki yıl önce bu konuşmaları yapmıştık. Her ne kadar ikna olmamış olsam da. Bana yardımcı koç olabilmem için birkaç yıl koçluk kadrosunda yer almam gerektiğini söylediler... Ama artık 58 yaşındayım. Kendimi kimseyle kıyaslamak istemiyorum ama son beş yılın sonuçlarına baktığınızda Euroleague'de bir numarayım. Neden NBA'de yardımcı antrenör olmak zorunda olayım?

Yani hoşunuza giden bir teklifi değerlendirir misiniz?

Eğer birisi bana Avrupa'da başardıklarım dolayısıyla bir fırsat sunmak istiyorsa, bu bir başantrenörlük görevi fırsatı olmalı. Bu yüzden şu ana kadar ciddi bir temas kurmadığımı ve gerçekten düşünmediğimi söylüyorum. Orası farklı bir dünya. Euroleague'de ve Panathinaikos'ta çok mutluyum. Üç ya da dört yıl önce size bunun hayalim olduğunu söylerdim. Artık öyle değil. Elbette, NBA de birçok yıldız için Avrupa'ya geliyor: Antetokounmpo, Doncic, Jokic, Alperen Şengün... Yıldız bir Avrupalı koç istiyorsanız, ben buradayım.

Tarzınızın oraya uyacağını düşünüyor musunuz?

Elbette. Neden olmasın? Sonuçta basketbol bu. Büyük NBA oyuncularına koçluk yapmışlığım var. Geçmişte de yaptım. Lokavt sırasında Deron Williams ve Allen Iverson'a (ikisi de Beşiktaş'tayken), şimdi de Kendrick Nunn'a koçluk yapıyorum... İnsanlar benim tarzımın oyunculara özgürlük vermek ve iyi bir organizasyonla sağlam savunma yapmaya odaklanmak olduğunu söylüyor. Birçok oyuncu benim takımımda en iyi seviyelerini gördü: Larkin, Micic... Bunlar da NBA oyuncuları. Kendrick Nunn, Kostas Sloukas... Eğer ben EuroLeague şampiyonu bir koçsam, NBA yıldızlarına koçluk yapmaktan neden korkayım ki? Oyuncularla nasıl başa çıkacağımı biliyorum, onların güçlü ve zayıf yönlerini nasıl tespit edeceğimi biliyorum... Tarzım böyle.

Maça dönecek olursak, PAO, tribündeki 15.000 taraftarıyla kazandı! Kendilerini evlerindeymiş gibi hissettiler...

Sonuçlar elbette bize yardımcı oldu ama hem takımın hem de taraftarların karakteri ve enerjisiyle de gurur duyuyorum. Normal maçlarda da tribünler doluydu. Maccabi ile oynanacak beşinci maçın biletleri satışa çıktığında hepsi tükenmişti ve bekleme listesinde 100.000 kişi vardı. Eğer Final Four Wembley'de oynansaydı 50.000 ya da 60.000 Panathinakos taraftarı olurdu! Herkes orada olmak istiyordu. Final biletini ise Olympiakos ve Fenerbahçe taraftarlarından aldılar. Atmosfer muhteşemdi! Ayrıca takıma nasıl destek olacaklarını da biliyorlardı. Oyunculara verdikleri enerji çok yüksek. Real Madrid'den ilk çeyrekte 36 sayı yedikten sonra toparlanmak kolay iş değil... İlk çeyrekten sonra her takım 'Real Madrid 40 sayı farkla kazanır' diye düşünürdü. Ancak benim ve takımın karakteri ve tribünlerin desteği, oyuna geri dönmemizi sağladı. Berlin'deki atmosfer inanılmazdı. Hiç böyle bir şey görmemiştim.

Oyuncularınız bir açıklama bulamıyor. Grigonis "mucize" derken, Juancho "aura"dan bahsediyor... Ergin Ataman'ın sihirli iksiri nedir?

Mucize falan yok. Euroleague'i birkaç kez kazanan bir koç için bu bir mucize değil. Sezon başında kazanmak mucize gibi görünse de ikinci yarıda büyük takımlara karşı birçok maç kazanmaya başlamıştık. Madrid'de Madrid'i yendik ve o noktaya gelene kadar 49 maç oynadık. Yarı finalde kazanıp finale yükseldik. Benim için bu bir mucize değil.

Madrid'de Madrid'e karşı kazanılan zafer bir şeylerin başlangıcı mıydı?

Evet kesinlikle. Euroleague'de yedinci veya sekizinci haftadan sonra çok iyi oynamaya başlamıştık. Uzatmalarda iki veya üç maç kaybetmiş olsak da yavaş yavaş kimliğimizi oluşturuyorduk. Ancak Madrid'e karşı kazandığımız zafer, potansiyelimizi ve yeteneğimizi ortaya çıkarmamızı sağladı. Bu, Madrid'in iki yıldır evinde aldığı ilk yenilgiydi. Evet, bizim için önemli bir zaferdi.

Kazandıktan sonra konuşmak kolaydır ama öncesinde o kadar kolay değildir. Oyunculara ilk gününüzde Euroleague'i kazanacaklarını söylediğinizde nasıl tepki verdiler?

Atina'ya geldiğim ilk gün onlara: 'Beni dinleyin. Euroleague'i üst üste iki kez kazanmış adamım. Sadece geçen yıl başarısız oldum. Panathinaikos'tayım ve sizin için geldim. Yalnızca kazanacağına inandığım oyuncular burada.' demiştim. Sadece iki genç oyuncu ve Grigonis hâlâ oradaydı ve onlara hedefin Final Four'a kalmak olduğunu söylemiştim. Ve sezon boyunca her galibiyetten sonra aynı şeyi onlara tekrarladım; 'Final Four'a kalacağız.' 35. haftadan sonra çok önemli bir şey söyledim: 'Ligi ikinci sırada bitirelim. Eğer ligi ikinci sırada bitirirsek şampiyonluğu kazanacağımızın garantisini veriyorum. İkinci sırayı koruyalım ve Euroleague'i kazanacağız.' dedim. Ve işe de yaradı!

Şampiyon bir takım nasıl oluşturulur? Sani Becirovic ve Başkan Giannakopoulos ile oturup konuşuyor musunuz? Hangi oyuncularla sözleşme imzalaması gerektiğini nereden biliyordu?

Her hafta Haziran ve Temmuz aylarında bir araya geliyoruz. Başkan Giannakopoulos, Sani Becirovic, Dimitris Kontos (spor direktörü) ve ben olmak üzere. Beğendiğim isimleri söylemiştim, onlar da gözlemlerini yaptılar. Onları zaten incelemiştim ve ajansları aramadan önce bazı eski takımları ve eski antrenörleriyle kişilikleri ve karakterleri hakkında bilgi edinmek için konuşmuştuk. Çünkü benim için iyi bir oyuncu olmak önemli ama en önemlisi takım oyuncusu olabilmektir. Sadece kendin için oynarsan, şampiyonluk kazanamazsın. İlk aldığımız kişi Matthias Lessort'tu. Kendisiyle 4-5 kez telefonda konuşmuştum. Onu Panathinaikos'a gelmeye ikna etmek zordu çünkü takım bir önceki yılı sondan ikinci sırada tamamlamıştı. Karmaşık bir geçiş süreci oldu. Ama Lessort'u aldığımız her şey daha kolaylaşmıştı. Diğerleri de gelmeye başladı. Ve Sloukas'ı da almıştık! Dürüst olmak gerekirse, başkan bana 'Sloukas'ı sever misin?' diye sorduğunda, ona evet dedim fakat açıkçası bunun mümkün olmayacağını düşünüyordum. Ve bana 'Lütfen, seni bekliyor. Sen de bekle. Başka bir oyun kurucuyla sözleşme imzalamayı aklından bile geçirme.' dedi. Ve Başkan Giannakopoulos'a çok güvenirim. Özel bir şey kurmak istediğini biliyordum. Her gün bana beklememi söylemişti ve ben de beklemiştim. İmkansız görünüyordu. Olympiakos'un yıldızıydı ve Panathinaikos'a gelmesinden bahsediyoruz! Ama başkan ve Dimitris Kontos bunu yapmayı başardılar.

Anlaşılan uçakta bir şeyler yaşanmış...

Evet. O dönemde Atina'ya giderken aynı uçakta buluşmuştuk. Kostas'ın bana karısının Panathinaikos'a gitmekten korktuğunu söylediğini hatırlıyorum. Çok nazik bir kadın, Kostas üzerinde büyük bir etkisi var ve şu anda Panathinaikos'u seviyor. Bu çok önemli bir karardı. Bana 'Koç, senin adına bu kararı verecek cesarete sahiptim' demişti. Öyle de yaptı ve bu benim için çok önemli bir şeydi. Ben ona inanıyorum, o da bana inanıyor. Sadece oynama biçimi sayesinde veya artık kazandığım için değil. Ona saygım büyük çünkü tam bir profesyonel. Soyunma odasında özel bir aurası var ve geri kalanlar üzerinde de etkisi oldukça büyük.

Peki Giannakopoulos gibi özel bir başkanla çalışmak nasıl bir şey?

Onu çok severim. Çalışması karmaşık bir insan olduğu söylenir ama ilk günden itibaren çok iyi anlaştık. Çok önemli noktada olan bir insan ama bunu hiç umursamıyor. Ben de önemli noktada olan biriyim. Ona saygı duyuyorum, o da bana saygı duyuyor. Ve oldukça da tutkulu. Yaptıkları işe tutkuyla bağlı insanları çok severim. Benim için sadece sahada değil saha dışında da rahat olmak önemli. Patronumun desteğini sonuna kadar hissediyorum.

Duygulardan bahsetmişken, herkesin Real Madrid'i favori olarak gördüğünü hissetmiş miydiniz?

Madrid, normal sezon ve playoffların ardından favori takımdı. Campazzo, Tavares, Hezonja ve Yabusele kadrodaydı. Ama ben korkmuyordum. Yarı final ile final arasındaki saatlerde Madrid'in kaybettiği 4-5 maç izlemiştim. Evet, şampiyonlardı ama yenilmez değillerdi. Bizim yalnızca çocuklara güven aşılamamız gerekiyordu. Oğlum Sarp (13 yaşında, Ergin'in teknik kadrosunun çok özel bir üyesi) bana Real Madrid'i yenebileceğimizi çünkü galaktik bir takım olduğumuzu söylemişti. Çevrenizdekilerin size güvenmesi çok önemli ve oğlum bana çok enerji veriyor. Maç öncesi Madrid favoriydi. Ve açıkçası ilk çeyrekten sonra biraz korkmuştum (gülüyor). 'Böyle devam edersek 30-40 sayı farkla kaybederiz' demiştim. Ama rotasyonda biraz değişiklik yaptım ve Tavares de iki faul almıştı. Kendisi korkunç bir oyuncu. Ona karşı oynamak çok zor. Campazzo'nun da faul problemi vardı. Campazzo ve Tavares olmadan Real Madrid normal bir takım. Sahadayken onları yenmek çok zor ama onları oyun dışı bırakırsanız Madrid'i yenebilirsiniz.

Chus Mateo, hakem kararlarının "kafa karıştırıcı" olduğunu söylemişti. Takımınızın geri dönüşünde bunun belirleyici olduğunu düşünüyor musunuz?

(Gülümsüyor) Mateo çok zeki bir adam. O 'kafa karıştırıcı' ifadesini kullandı fakat ben olsam başka bir şey söylerdim ve cezayı yerdim (gülüyor). Şimdi ciddi olursak, Finalde doğru olmayan kararlar alınmış olabilir ama hakemler ellerinden geleni yapmaya çalıştı. Belki aleyhlerinde bir karar yanlıştı, belki de 60-40'lık bir oranda öyle olmuştu... Antrenörlerin maç sonrası yorumlarına gerçekten saygı duyuyorum. Futbolda olduğu gibi polislik yapıp kimse bir şey söyleyemez diyemezsiniz. Ama hakemlerin finalde yanlış iş yaptığını düşünmüyorum. Ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Mateo'nun böyle düşünmesine saygı duymama rağmen.

Devre arasında neler konuştunuz? İkinci çeyrekte yaptıkları en karmaşık şey ne olmuştu?

Maçtan önce de, maç sırasında da, molalarda da... sonuçtan hiç bahsetmem. Her zaman momentumu analiz ederim. Genelde özel bir şey söylemem. İlk çeyrekte 5 dakikada 22 sayı yedikten sonra farklı bir şey söylemiştim. Çocukları uyandırmak için. Ama sonra sonuca odaklanmamıştım. Real Madrid'i yenmek çok zor iş. Hücumda müthiş yetenekli adamları var. Asıl önemli olan bazı savunma pozisyonlarını analiz etmekti. İlk yarıda onlara ilk çeyrekte iyi olmadığımızı ancak savunma kimliğimizi ve saldırganlığımızı yeniden kazandığımızda oyunun momentumunun tamamen değiştiğini söylemiştim. Devre arasında Nunn olmadan başladık çünkü üç faulü vardı ve biz de Sloukas'ı oyuna soktuk. Topa daha fazla baskı uygulamak için. Size söylüyorum, molalarda özel bir şey konuşmuyoruz, sadece anı analiz ediyoruz. Maçtan önce bile konuşmuyoruz, belki de sırrım budur. Çocukların bunun sadece herhangi bir maç olduğunu görmelerini sağlamaya çalışıyorum. 'Normal bir sezon maçı gibi oynayın.' diyorum. Pek çok insan gözüne uyku bile girmediğinden falan bahsediyor... Ben maçlardan önce gayet rahat uyuyorum. Hiç problem olmuyor. Lessort normal sezonda ve playofflarda birçok serbest atış kaçırmıştı ama finalde onları sokmuştu. Bu psikolojik bir şey. Real Madrid daha fazla baskı altındaydı ve favori olmamak da umurumuzda değildi. Üst üste iki kez şampiyonluk kazanmak istediğini söylediğinde Mateo'ya biraz baskı yapmıştım. Ona 'hayır' dedim, 'bunu başaran tek kişi benim' (gülüyor).

Bu geri dönüşte Juancho Hernangomez çok önemli rol oynadı. Onun için kolay bir sezon olmadı ama ona güvendiniz.

Juancho'nun harika bir sezon geçirmediği doğru ama harika performanslar sergilediği bazı anlar da oldu. Bazen tamamen oyuna odaklanamasa da mükemmel bir çocuk. Bu bazı NBA oyuncularında yaygındır. Ancak belli bağlamlarda Juancho'nun bize çok şey katabileceği konusunda nettim. Saldırganlığıyla ve sahadaki zihniyetiyle. Ayrıca Berlin'de İspanya ile Avrupa şampiyonluğunu kazanmıştı. Ve MVP'ydi de! Tüm bunlar bir şekilde bir araya geliyor. Berlin'de önemli bir maçı kazanmanın nasıl bir şey olduğunu zaten biliyordu, bu duyguyu zaten taşıyordu. Son aylarda sağlığı pek iyi değildi, hastaydı ve hatta bir hafta boyunca Madrid'de hastanede yatmıştı. Bu sezon pek çok sorun yaşadı ama ben ona inanıyorum. Ve şahsen zaten inanılmaz bir insan. Gerçekten. Oğlum Sarp'ın da arkadaşıdır. Ona çok saygı duyuyor ve eğer bazen ben ona sahada o kadar saygı duymuyorsam, bunun nedeni tam anlamıyla odaklanmamış olmasıdır. Bu da onun problemi.

Bu küçük ayrıntılara çok önem veriyorsunuz: Juancho'nun Berlin'de MVP olması, Mateo'nun üst üste iki kez kazanmak istediğini söylemesi gibi...

Evet. Birçok kişi şov yapmayı sevdiğimi söylüyor ve bazıları da karakterimden dolayı benden nefret ediyor ama ben böyle biriyim. Ergin Ataman budur. Bu işten gerçekten keyif alıyorum ve ne düşünüyorsam onu söylüyorum. Final basın toplantısında da şakalar yapıyordum çünkü böyle konuşmayı seven biriyim. Herkes basın toplantılarında politik doğrucu oluyor. Ben politikacı değilim (gülüyor). Basketbolu seviyorum ve benim için bu küçük detaylar önemli. Bu yüzden öyle konuşuyorum.

Peki Ergin Ataman nasıl biri?

Saha dışında çok sakin ve rahat biriyim. Gördüğün gibi (gülümsüyor). Sokakta yürümeyi ve sahile gitmeyi severim... Çok basit bir adamım. Dışarıdan bakıldığında farklı göründüğünün farkındayım. Ama öyle değilim. Herkesle konuşurum. Lamborgini ya da Ferrari ile dolaşmam. Bir oğlum ve iki kızım var. Gayet normal bir insanım. Yüzmeyi gerçekten severim. Kışın da haftada bir kez yüzerim. Ve plajı gerçekten çok severim. Yüzmeyi, rahatlamayı ve meditasyon yapmayı... Restoranlara gitme falan gibi planları pek sevmem.

Real Madrid'e olan bu sevgi nereden geliyor?

Ben büyük bir futbol hayranıyım. Galatasaray taraftarıyım. Futbolu çok seviyorum. Ve şu söyleyeceğim şaka değil: Koçluk kariyerimi sonlandırdığımda, Galatasaray başkanlığına aday olacağım. Bunu yapmamı isteyen önemli insanlar var. Birkaç yıl önce Galatasaray basketbol takımının antrenörlüğünü yaparken başkan Ünal Aysal bana o dönemde Dider Drogba gibi oyuncuların bulunduğu futbol takımının teknik direktörlüğünü yapıp yapamayacağını sormuştu. Ben de ona 'Sayın Başkan, oyuncularla başa çıkabilirim ama çalışmam, hazırlanmam ve lisansımı almam lazım...' demiştim. Bana bu konuyu düşünmemi söylemişti. Gerçekçi olmadığı açıktı ama durum böyleydi. Basketbolda olduğu gibi futbolda da aynı başarıyı yakalamış olsaydı, sizinle sahilde değil, şurada gördüğünüz teknelerden birinde konuşurdu.

Madrid'e gelince. Takımı her zaman takip etmişimdir. Ronaldo'yu, Zidane'ı... Benim için hep farklı bir takımdı. Pek çok şeyden daha fazlasıydı. Benim için futbolda Real Madrid ile Barcelona ve sonra diğerleri gelir. Üç ya da dört yıl önce ne zaman Madrid'e maça çıksak, oğlumu Santiago Bernabeu'daki maçı izlemeye götürürdüm. Kulüp olarak Madrid'e ve Florentino Pérez'e saygım büyüktür. Onlar çok farklı. Benim için Madrid gibi bir takımla, Bay Florentino Pérez'in takımıyla karşılaşmak bir onurdur.

Ve artık Madrid'in basketbolda kabusuyum... Özür dilerim (gülüyor). Efes'le de kazandık, şimdi yine kazanıyoruz...

Panathinaikos ile yeni bir hanedanın başladığını mı düşünüyorsunuz?

Bilmiyorum. Burada sadece bir yıl daha kontratım kaldı ama çok mutluyum. Artık bu tür kulüplerde herkes daha fazlasını isteyecek. Tekrar Euroleague'i kazanmak isteyecekler. Benim bu deneyimim var ama başkalarında olmayabilir (gülümsüyor). Benim için en önemli şey, saygının çok olması. Sadece anı yaşamak istiyorum.

Her ne kadar serbest oyuncu dönemi geliyor olsa da... Yeni bir devrim olacak mı yoksa Euroleague'i kazandıktan sonra daha sakin bir yaz mı geçireceksiniz?

Final Four öncesinde Sani Becirovic ne yapabileceğimizi, hangi transferlere bakmamız gerektiğini sormuştu... Ben de ona 'dur' demiştim. Artık transferleri düşünmek istemiyordum. O sırada Final Four'a çıkıp, yarı finali kazanmalı ve ardından şampiyonluğu kazanmaya odaklanmalıydık. Finalden sonra ondan birkaç gün daha izin istemiştim. Aslında şu anda sakiniz, çünkü bir iki oyuncu dışında tüm oyuncuların kontratı var. Belki birkaç imza atabiliriz çünkü yakaladığımız kimyanın bozulmasını istemiyorum.

Geçen yaz Willy ile sözleşme imzalamaya çalışmışlardı...

Willy'nin Barça'yla bir yıl daha sözleşmesi olduğunu düşünüyorum. Balcerowski sanırım Unicaja ile çoktan anlaşmıştı, öyle okudum, bilmiyorum. Willy iyi bir çocuk ve elbette Balcerowski'nin yerine birini bulmak için piyasaya bakacağız. Ancak Becirovic'in bana söylediği bir isim değildi, belki de sözleşmesi olduğu için. Elbette beğendiğim biri ama şimdi bunu düşünmenin zamanı değil.

Türk Milli takımına gelince, Olimpiyatlar'a katılamamak zor olacak. Türkiye için nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Son Avrupa Şampiyonası'nda grup aşamasında İspanya'ya karşı son topta kaybetmiştik. Ve son 16 turunda Fransa'ya karşı harika bir oyun oynamıştık (uzatmalarda Fransa'nın 87-86 galip olduğu). Belki de kariyerimin en kötü yenilgisiydi. Açıklaması zor bir mağlubiyetti... NBA'de beş oyuncumuz var: Alperen Şengün, Cedi Osman, Furkan Korkmaz gibi... Ve son Avrupa Şampiyonası'nın sonuçlarıyla birlikte NBA'deki oyuncularımızı iyi yönetirsek bir sonraki Eurobasket'te altın madalya için aday olabileceğimizi düşünüyorum. Bu benim hayalim. Kariyerimde yakalayamadığım tek başarı bu. Ama önce yeterlilik kazanmamız gerekiyor. Bunu başarırsak ve tüm NBA oyuncularının Eurobasket 2025'e gelmesini sağlarsak, Ergin Ataman'ın hedefi şampiyonluğu kazanmak olacaktır. Ancak NBA oyuncularının da aynı kararlılığa sahip olmasını bekliyorum. Çünkü bazen sezon sonunda yoruluyorlar. Kilit nokta da bu olacak. Harika oyunculara sahip olmak önemli ama aynı zamanda onları iyi yönetmek de önemli. Birçok kişi Euroleague'de takımı 17. sıradan ikinci sıraya taşıdıktan sonra neden 'yılın koçu' olmadığımı sormuştu ama Mateo da harika bir iş çıkarmıştı. Tüm yıldızlarını iyi yönetmeyi başardı ve normal sezonu kazandı.

Son olarak, geriye dönüp 2000 yılında ilk kez Final Four'a çıkan Ergin Ataman'a ne söylemek isterdiniz?

O benim ilk deneyimimdi, rüya gibiydi. Asistanlık yapıyordum ve bu her zaman hayalimdi. İspanyol ve İtalyan bir koç için bu normal bir şey. Ama bir Türk antrenör için durum böyle değil. Bu nedenle ülkemde bazıları beni kahraman olarak görüyor. Dolayısıyla 2000 yılında Final Four'da olmak bir hayal gibiydi.

Editör: Kutay Bilgin